Çöp Niyetine...

Kayalardan kayarım, yoktur benim ayarım.

Geceydi..Uyku vakti gelmiş herkes odasına çekilmişti.Ben uyumamıştım,geceleri herkesle beraber uykuya daldığımı hiç hatırlamıyorum zaten.Beyaz önlüklüler önce uyku bozukluğu dediler,sonra bebeklikten itibaren uyumuyorum diye de iyice kafaları karıştı ama araştırmaya gerek duymadılar uyku haplarını dayadılar.O haplar da beni sadece 3 saat uyutuyordu,uyandıktan sonra da korkunç bir baş ağrısı çekiyordum.Sonra hapları içmemem gerektiğine inandı annemler,nasılsa işe yaramıyordu neden içecekmişim.Ama uyumam lazımdı babama göre.Uyumamamı okuduğum kitaplara bağladı sonra,kitaplarımı bir bir elimden aldı.Radyo dinlemeye başladım.Sonra radyomu da elimden aldı.Bu sefer de zaten kitap okumaya çok vakit ayırdığım için az yazıyordum,yazı yazmaya başladım.Defterlerimi de elimden aldı.En son beni kendisiyle aynı odada yatırmaya karar verdi.Bu defa da gözlerimi tavana dikip düşünmeye başladım. İnadına uyumadığıma kendini inandırdı ve mücadelesini 3.günün sonunda sağlam küfürler ederek ve beni odasından kovarak bitirdi.

Ne bok yersem yicekmişim.

Şaşkındım.

Yani gece uykusunun bu denli önemli olabileceği hiç aklıma gelmemişti.Belli ki rahatsızdım,zaten neden beni odasında uyuttuğunu da anlamamıştım,niye kovduğunu da anlamadım.

  ..

Yazlıktaydık.Tatillerimizi halamlarla birlikte geçirirdik,Altınoluk‘ta..

 ..

Terasta yere uzanmış gökyüzünü izliyordum.O gece çok yıldız vardı,ben hiçbirinin isimlerini bilmiyordum.Yıldızların isimlerini bilmek çok önemli midir,açıkçası onu da bilmiyordum.

 Kuzenim bir adama aşıktı.Kendi kafasında kurguladığı bir aşk yaşıyordu.O kadar hayal kuruyordu,o kadar dünyası içine yönelikti ki kalabalıktayken yok gibiydi.Halam kendisine sorarsan aydın bir öğretmendi.Fakat onu arkadaşlarıyla görüştürmüyordu.Telefonda bile bir dostuyla bırak sohbet etmeyi,dertleşemezdi bile.Özgürlük alanı sadece evin içiydi ve annesinin yaşıtlarıyla arkadaşlık etmek zorundaydı.Kadınlardan biri sürekli oğlunu anlatıyormuş ona.Söylemesine göre de imaları hep oğluyla evlenmesini istediğini gösteriyormuş.Önce duyduğumda koca bir kahkaha attım,sonra baktım ki dalga geçmiyor.Ne diyeceğimi bilemedim.İnsan kendi dünyasına uzak olan her konuda ne diyeceğini önce bir bilemiyor. “Çok saçma bu,sakın abuk subuk hayallere dalma” desem bir daha bana anlatmama ve yalnız başına saçmalama ihtimali de vardı.

Sonra mecburen ben onu dinledim,o anlattı.Ben dinlerken yavaştan mantıklı cümleler sıkıştırıyordum araya,o sadece anlatıyordu.O kadar inanarak anlatıyordu ki,inancına hayran kalıyordum.Hiç var olmayan bir şeye kendini,geleceğini,yaşantısını adeta adamıştı.

Kadın da oğlu hangi kitabı okuduysa kuzenime getiriyor,sanki oğlu yollamış gibi bir edayla kızı heveslendiriyordu.Belki oğluna da yapıyordu aynısını,belki de sahiden kuzenimi gelini olsun istiyordu.Kim bilir..

Bir gün kadınla,kuzenimin arasındaki sohbetten kıllanan başka bir kadın ortaya dedikoduları salınca,esas kadın da hiç öyle bir şey ima etmediğini söyleyerek aradan çekildi.Sonra baktı iş çığrından çıkıyor halam duyarsa onunla karşı karşıya gelecek,oğluyla kuzenimi görüştürdü.Oğlu Edebiyat öğretmeniydi.Kuzenime bu ‘olayın nereden başına geldiğini bilmediğini ve evlenmeyi düşünmediğini’ söyleyerek konuyu kapattı.

Kuzenim bu defa yıkılmış,sürekli ağlıyordu.Halam olaylardan ve kızının kendisini neyin içine soktuğundan habersiz ortada neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu.Bu arada canı sıkıldıkça da bana sataşıyordu,babam bizi çok rahat yetiştiriyormuş.

Olaydan tümden çıkıp bana dönersek de bence dedem haklıydı.

Bir gün “bunları teyzemin kızından yaptım yavrum,hepsi geri zekalı işte” demişti.

..

Terasta kendimle baş başa gökyüzünü izlerken biraz olsun bütün bu saçmalıklardan kaçtığımı düşünürken,kuzenim yanıma uzandı.Sonra hayatının ne kadar boş olduğunu,üniversite okusa bile onu çalıştırmayacaklarını söyledi.Asla kendi ayakları üzerinde duramayacağını söylemişlerdi ona.Hayret ediyordum.Anne ve babası öğretmendi.Hayatlarını kendileri kuruyorlardı ama kızlarına evin dışında bir hayat asla sunmuyorlardı.Üstelik benden aldığı kitapları da kızına okutmadan halam bana geri veriyordu.Kızının kafasını bulandırmayacakmışım,zaten babam bana çok yüz veriyormuş.Arkadaşlık neymiş,sürekli arkadaşlarım arıyormuş.Mutlaka bir şeyler karıştırıyormuşum.

Çok yalnızdım.Aslında çok çaresizdim.Ama kuzenim daha yalnız ve daha çaresizdi.Babam çok hastaydı,hastalığı onda kişilik bozukluğu yapıyordu ama çok sevgi doluydu.Özgürlüğümü benden çalarken,bir gün nasılsa öleceğini,o yüzden sürekli gözünün önünde olmamı istediğini söylüyordu.Ve o öldüğünde hayatıma özgür olarak devam ederken de ayaklarımın üstünde durmamı da istiyordu.Bana ayakta nasıl duracağımı o öğretmemişti ama durmalıydım işte ona göre.

Kuzenim anlatırken içimden sürekli birileriyle sohbet ediyordum.Onu dinlemiyor değildim,fakat ağzından çıkan her sözcükte ona duyduğum acıma ve koruma hissi kendi dünyamdaki gerçeklikten de beni alıkoymuyordu.

Birden bana sarıldı ve hayatının en uzun ağlamasını omuzlarımda yaptı.

Dehşete kapılmıştım,ona sarılmalı mıydım? Ama ben sevgimi belli edemiyordum,ellerimi bir türlü sırtına götüremiyordum.Ona kızıyor muydum? Neden isyan edemiyor diye onu aşağılıyor muydum? Ona yeterince yol gösteremediğim için kendime mi kızıyordum? Alıp onu götürseydim,kaçırsaydım ya da,beni yarı yolda bırakır mıydı? O annesi ve babasının sözünden çıkarak yaşamayı hiç bilmiyordu ki… Sülalenin isyankarı nasılsa bendim,onu affedip beni mi silerlerdi?

Omzumda o kadar çok saat ağladı ki,ne acısını yaşayabildim,ne ona teselli verebildim,ne de duygularımın ayırdına varabildim.

Bugün hala,o gün ona sarılamadığım için kendimi suçlarım…

Affet beni Feyza…